alaturka

İstanbul Gezi Parkı'nda sivil direniş mi yoksa teröristler mi?

Tam planlanan veya halihazırda yapılan büyük projelere ilişkin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yönetiminde ekonomik açıdan gelişen Türkiye'nin şimdiye kadar ki haberlerine

(Hasankeyf Baraj Projesi, Allianoi/Bergama Barajı, Karadeniz - Marmara Denizi Kanalı (Plinius Kanalı olarak bahsi geçen), İstanbul'un 3. HavaLimanı vb.) Boğaziçi üzerinde üçüncü köprü şeklinde başka bir projeyi eklemek isterken, ilgili vatandaşların ve semt sakinlerinin, çevre ve doğa koruyucularının, önemli kültürel mirasın korunmasının, böyle projelerde söz hakkı ve toplumsal katılımın menfaatlerinin şimdiye kadar ne kadar az biçimde dahil edildiğini bir kere daha göstermek suretiyle meydana gelen olaylardan dolayı şaşkınlık içerisindeyiz: merkezi konumdaki Taksim Meydanı'nın kenarında Cuma günü Osmanlı tarzı içinde bir alışveriş merkezi için başka bir korkunç inşaata boyun eğecek Gezi Parkı ağaçlarının kesilmesine karşı olan protestocu bir grup yeniden toplandı.

Tazyikli su püskürten panzerler, gözyaşı ve biber bombaları kullanan çevik kuvvetlerin son derece acımasız olarak tanımlanacak yöntemiyle, arazinin boşaltılmasında biber gazı ve cop uygulamasıyla AKP hükümeti altında Türkiye'nin daha önce hiç yaşamadığı bir hafta sonu başladı. Arazinin boşaltılması çok hızlı şekilde bir sokak savaşına dönüştü; çok uzak bulunan semtlerde bile nerdeyse kaçınılmaz olan oldukça fazla şekilde gözyaşı gazının kullanılmasını, kaldırım taşlarının atılması ve İstanbul'un caddelerinde barikatlerin kurulması izledi. Çok hızlı şekilde durum tamamen kontrolden çıktı. Kontrol edilemeyen bir yangın gibi sosyal paylaşım ağlarında agresif polis harekatlarının kısmen de olsa vahşet dolu fotoğraflarıyla haberler yayıldı ve sayıları gittikçe artan insanlar Taksim Meydanı'na akın etti. Burada söz konusu olan sadece planlanan inşaat projesi değildir, artık toplum içerisinde güncel olan diğer hassas konular ses vermeye başladı: alkol satışının kısıtlanması, hukuksal temele dayanmadan çok sayıdaki gazetecinin tutuklanması, diğer inanca bağlı olan birçok insanın kişisel özgürlüklerinin kısıtlanması, siyasal açıdan başka türlü düşünen insanların bıkkınlığı açık şekilde ortaya çıkmaktadır.

Sosyal paylaşım ağları üzerinden 60 kişinin tutuklandığı ve 100'den fazla insanın yaralandığı bilgileri paylaşılınca protestolar hızlı şekilde Türkiye'nin diğer şehirlerine de yayıldı.  Kolluk kuvvetleri yeniden gözyaşı gazı ve şiddetle tepki gösterdi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada Gezi Parkındaki inşaatin projelerine yapılan gösteriler dikkate alınmadan devam edileceğini söyledi. Laf anlamyor mu? Neden bir yumuşama ya da kolluk kuvvetleri harekatının geri çekilmesi gerçekleşmiyor? Fotoğrafların da açık şekilde kanıtladığı gibi öncelikle barışçı göstericiler vahşice dövülüyor. Doğru yolu bulmak ve insanları görüşmelere ya da tartışmalara davet etmek bu kadar mı zor? Ancak bu şekilde olayların tırmanmasının sonlandırılması gerçekleşebilir. İnsan kendisini sorguladığında bu arzu edilmez miydi?

Türkiye'nin siyasal yönetimi kendi halkıyla anlaşma sağlamak için bu kadar zorlanıyor? Hatta halkın %50 oranı bile bu güç birikimini seçim ile yasal olarak belirlese bile halkın diğer %50 oranı hiçbir surette haklarından yoksun biçimde koşulsuz olarak iktidar sahiplerinin iradesine boyun eğmez. Diğer insanların da sözlerinin dinlenmesine hakları vardır.  Neden AKP ve böylece de Erdoğan Hükümeti başka türlü düşünenlere (muhaliflerine) gereği gibi davranmayı bilmez? Neden kendisinin ahlaksal düşünceleri her şeyin ölçüsüdür? Gerçek yaşama bakış açısını mı kaybetti? Kendisini eleştirenlerin çoğu yıllardan beri uyarıda bulunmaktadırlar, halkın bölünmesinde mevcut olabilen ve olacak şekilde giderek artan bir ihtilaf potansiyelini görmektedirler.

Bir insan kendi ülkesinin insanlarını zorlayarak içki içip içmedikleri ve nerede içki içecekleri konusunda nasıl olur da aşırı bir talepte bulunabilir. Ayrıca da Türkiye'deki alkol tüketimi sadece turistler arasındaki bir sorundur, eğer varsa da, Türkiye'deki kişi başına tüketim oldukça düşüktür. Bir başbakan kamuya açık olarak nasıl böyle bir şey söyler; alkol içmek isteyen bunu evinde içecektir, diyebilir. Ancak bu hür irade midir yoksa medeni özgürlükle mi veya medeni hukukla mı bağdaştırmalıdır? Bu yapılması gereken bir yönetmelik midir yoksa reşit vatandaşların vesayet altına alınması mıdır? Erdoğan Hükümeti kendi değer yargılarını devlet icraatlerinin tabanını oluşturmak için yapmaya başlamaktadır.

Bilerek son iki gündür Türk medyasına inceledik, ki vuku bulan olaylar hakkında nerdeyse hiçbir haber yoktu. Acaba bunların tümü mü uyumlu hale geldi? Ancak sosyal paylaşım ağları gerçekten yayın hizmeti sağlamaktadır, ifadeler dokümantasyon haline getirilmekte ve fotoğraflar çevrimiçi olarak yayımlanmaktadır. Ve genelde de fotoğraflar yalan söylemez, en azından da, bunlar güncel olarak çekildiyse ve yayınladıysa hiç yalan söylemez. Tazyikli su sıkan panzerlerle, gözyaşı gazıyla ve coplayan kolluk kuvvetlerinin zaten kan revan içerisinde kalarak yerlerde sürünen göstericilere yaptıkları muamelenin ne kadar vahşi olduğunu izlemek bile zaten çok kötü.  Vatandaşların, ki burada vurgulanmak istenen vatandaşlar kelimesidir, ne şekilde özel konutlara kadar izlenmiş olması ve burada dövülmüş olmasıdır. Çünkü bunlar hafta sonunda İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve diğer bir çok şehirde yolları dolduran kaos yaratanlar ve çapulcu değildirler, bunlar ilgili semtlerin ve şehirlerin vatandaşlarıdır. Bunlar şimdiye kadar susmuş ve her şeyi kabullenmiş olan insanlardır. Bu gerçekten, içinde yaşayan insanlara sormak bile gereği duymayan, seçilmiş olsa bilse bir hükümdarlıktır, şehri ve ülkeyi yoğun şekilde değiştirmek isteyen saç baş yolduran keyfi davranıştır. Basın ve televizyon yayınlarının AKP tarafından birçok yerinde uyumlu hale getirilen kısmı göstericileri parçalanmış organları ve kanayan kafalarının suçlusunun bizzat kendileri olduğu konusunda suçlamaktadırlar. "Gösteri yapmasaydınız böyle olmazdı!"

Kültürel portal olarak her zaman ve komple biçimde siyasetin dışında kalıp kalmamayı uzun bir süre tartıştık. Şayet bu güç keyfiyeti durdurulamazsa çok daha kötü tehditler oluşmaktadır. Hükümet, köprüler, caddeler, tüneller, kanallar, hatta Karadeniz ve Marmara Denizi arasındaki kanalda yepyeni bir İstanbul inşa ediyor, halka bunun için bile fikri sorulmuyor. Muhalifler takibe alınıyor ve içeri tıkılıyor, gazetecilere korku salınıyor veya tutuklanıyor, kendisinden başka düşünenler tehdit ediliyor. Ülkede yaşayan halk arasında büyük bir kırık oluşuyor. Siyasal hedef bu mudur? Müşterek karar verme hakkı Türkiye'de bu şekilde sona mı erdi? Recep Tayyip Erdoğan'ın popülaritesi nedir? En azından dünya kamuoyunun gözü önünde komple şekilde kırılıp dağılmayacak mı?

Kolluk kuvvetlerinin harekatını geri çekmek, olayları durdurmak ve ülkesindeki insanlarla bir masaya oturarak konuşmak kendi hakimiyetinde bulunmaktadır. Heyecanla sayıları bini aşan tutukluları, sayıları yüzü aşan yaralıları ve hatta hayatını kaybedenleri duyuyoruz. Esas itibariyle olumlu olarak düşünülen fikirlerin uygulanması ya da ödenmesi gereken bedel gerçekten bu mudur?

Olyları durdurmak için henüz geç değil. Şayet hükümet, her türlü insan topluluğuna karşı daha da artan kolluk kuvvetinin varlığı ile ve bunların agresif davranışıyla durumun sona ereceğini ve bu şekilde de "normal vatandaşların" kendilerini göstericilerden uzak tutacağını umuyorsa bu çok kolay şekilde gerginliğin başka aşamalarla yayılmasına neden olur. Caddelerde yaşanan vatandaşların protestosudur, ki bunlar arasında Erdoğan'ın seçmen potansiyeli bile mevcuttur. Bunlar terörist değildir, hatta aralarında kesinlikle bu şansı kullanarak plansız şekilde tahribat yapmayı amaçlayan kaos ortamı yaratan kişiler olsa bile, bunlar cadde ve sokaklardaki vatandaşlardır. Artık bunların sözünü dinlemenin zamanı geldi.

Henüz daha Cumartesi günü Gül ve Erdoğan'ın durumun ciddiyetini sanki anlamış gibiydiler. Bizzat Cumhurbaşkanı Gül kolluk kuvvetlerinin göstericlere tamamen aşırı davranıldığını itiraf etmişti. Bu şekilde de kolluk kuvvetleri Gezi Parkı çevresinden çekilmişti. Ancak hükümet hiçbir surette sadece Gezi Parkı projesinin söz konusu olmadığını anlayabildi mi? Neden önceden olduğu gibi İzmir'de ve Ankara'da müdahaleler var?

Önceden olduğu gibi hükümet arkasındaki yüksek parlamento çoğunluğu ile muhalafete, birliklere, uzmanlara ve hatta vatandaşlara saygı göstermeye gerek görmemektedir çünkü önceden olduğu gibi Gezi Parkı projesi sürdürülmelidir. Yeni Boğaziçi Köprüsünün inşaatine karşı çevre koruyucularının ve trafik planlamacılarının itirazlarını bizzat Erdoğan görmezden gelmektedir.

Birçok şehirde göstericiler şu şekilde bağırmaktadır: "Tayyip, bak biz kaç kişiyiz". Hükümet kampından gelen yanıt çabuk ancak kibirli ve olayları yatıştırmayacak şekildedir: "Onbin kişi mi geldiniz  karşınıza yüzbin kişi koyarım". Kuşkusuz halihazırda yüzbinlerce insan caddeleri doldurmaktadır. Ve olayları yatıştırmak için bu cümleler gerçekten katkı sağlamamaktadır.

Bu arada doktorlar acil müdahale merkezleri oluşturdu, yaralanmış insanlara yerinde müdahale edebilmek için bu sadece İstanbul'da olmadı. Kolluk kuvvetlerinden kaçarken göstericiler sendikaların bürolarında sığınak yeri, hiç tanımadıkları insanların özel konutlarında sığınak yeri bulmaya çalıştılar. Ve birçok insan gönüllü olarak kapılarını açtı. Avukatlar polis karakollarında birçok tutukluyla ilgilendi ve hala daha hükümet kanadından bir yumuşama sinyali yok. Pazar günü Gezi Parkı'na biraz da olsa sükunet geri gelirken nerdeyse 48 ilde protestolar sürdü. Cihangir semtinde Taksim'e yaklaşık 300 metre uzaklıkta bulunan Alman hastanesi olarak bilinen ve birçok göstericinin sevk edildiği "Alman Hastanesi" doktorları bir polis tarafından çok yakın mesafeden atılan bir plastik mermiyle 23 yaşındaki bir yüksek öğrenim öğrencisinin bir gözünü kaybettiğini bildirdiler. Sonra da kırmızı elbiseli bir kadının fotoğrafı insanların dilinden düşmedi: kısa mesafeden gaz maske takmış olan bir polis kendisinin yüzüne doğrudan biber gazı sıktı . Kırmızı elbiseli kadın şiddet eylemcisi değildi, sadece orada bulunuyordu. Bu fotoğraflar hala daha tekrarlanarak yayılıyor, hem de dakikalık döngülerle...

Şu anda Ankara'daki yoğun protestoların haberleri geliyor; NTV'nin şimdi verdiği habere göre burada göstericiler Hükümet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ofisine girmek istiyor. Nihayet televizyonda haber yayınları. Nihayet medya uyandı ve işinin başına geçti. Hükümet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan biber gazı kullanımını Cumartesi günü hata olarak tanımladı ve bu vakaların soruşturulacağını belirtti, ancak bir kez daha, Gezi Parkı: "Aşırı uçlu kişilerin istedikleri her şeyi yapabilecekleri bir yer değildir". Değişiklik projeleri göstericiler için gerilim yaratmak için sadece bir bahanedir. "Hükümetin politikasıyla sorunu olanlar bunu yasalar ve demokrasi kapsamında bunları duyurabilir. Bu eylemlerin derhal sona erdirilmesini talep ediyorum." Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, protestoların "endişe verici düzeye" ulaştığını ifade etti. Kolluk kuvvetlerinden makul bir tepki talebinde bulundu. Ancak hükümet bu arada ülke çapına yayılan protestolara rağmen kararından vaz geçmedi.

Türk meslektaşlarının ılımlı davranması için Avrupalı politikacıların çağrıları nerede kaldı? Şayet Sayın Martin Schulz ılımlı davranış için kamuoyuna çağrıda bulunduysa bile bu yeterli değildir.

Sayın Merkel'in konuyla ilgili görüş ve yorumu  nerede, Sayın Westerwelle'ninki nerede, Sayın Claudia Roth'unki nerede? Birlikte yaşadığımız Türk vatandaşlarının diğer dostlarının çağrıları nerede kaldı? Sadece Frankfurt'ta veya Berlin'deki birkaç protesto yürüyüşü yetmez; ülke içerisinde yayılan bir feryat olmalıdır. Söz konusu olan insanlardır!

Yaşam | Outdoor

Türkiye

Seyahat

Kültür

485 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi